souls-like türü, her zaman oyuncularından imrendiğim bir tür olmuştur. çünkü düşününce sevebileceğim bir türe benziyor ve düşündüğümde nasıl hayallere kapılıyorum, anlatayım:
"bir şövalye olarak çıktığın bu yolculukta, sayısız zorlukla karşılaşacağını biliyorsun. yol boyunca seni bekleyen tehlikelerin farkında olarak adım adım ilerliyorsun. çoğunlukla doğanın kalbinde, ormanın derinliklerinde ya da dağların zirvelerinde yol alıyorsun. her adımında, etrafını saran doğanın büyüleyici ambiyansı ve göz alıcı manzaraları seni içine çekiyor. yeşilin bin bir tonuyla kaplı ormanlar, uçsuz bucaksız vadiler ve ufuk çizgisine kadar uzanan dağlar ruhunu huzurla dolduruyor.
zaman zaman, yorgun düştüğünde bir kamp ateşi yakıyorsun. ateşin etrafında ısınırken, sırtını bir ağaca yaslıyor ve o anın dinginliğini hissetmeye çalışıyorsun. gün boyunca yaşadığın tüm zorluklara rağmen, o anın huzuru seni sarıp sarmalıyor. doğanın büyüleyici güzellikleri, ruhuna sükûnet veriyor ve seni yeni zorluklara hazırlıyor. belki de, her zorluğun sonunda seni bekleyen bu an, yolculuğunun en değerli kısmı oluyor."
ama işte bazen, bu huzurlu anların ardından gelen zorluklar her zaman içimizde bir şeyleri tutuşturamıyor. ne kadar ambiyansın içinde huzuru bulsam da- "huzur" kelimesini dilime pelesenk ettim belki ama gerçek anlamda huzuru hissettiğim sayılı olgulardan biri- bazen gerçekten içinde bunalıyorum. hayallerim gerçek hayattaki hislerimi yansıtıyor olabilir, fakat konu oyun olunca daha lineer bir şeyler arıyorum sanırım.
ve boss savaşları benim için en anlamsız gelen unsur: en az 5-10 kere öl (çoğu zaman bu sayı haddinden fazla oluyor), boss'un paternini ezberle, duvara sinek yapıştırır gibi öldür geç. bu senaryoyla ben haz alamıyorum ve hatta çok büyük vakit kaybetmişim gibi hissediyorum. ve öyle de, gerçekten bir boss için yarım saatten uzun süre harcamak vakit kaybıdır benim için. sanki oyunda ilerleyememişim ve geri kalmışım gibi hissediyorum. oyun bir an önce bitsin istiyorum. ve mükemmeliyetçi yapımdan ötürü adeta oyun içinde boğuluyor, sıkışıyorum. bazı oyuncular bu unsurlardan inanılmaz hazlar alırken ben tam tersini yaşıyorum.
yani kısaca; keşke souls-like türünden keyif alabilsem; gerçekten çok denedim ama olmuyor. maalesef içimde tutuşamamış bir alev olarak kalacaksın souls-like türü. elbette şunun da farkındayım ki zaman geçtikçe insanların damak tadı değişebiliyor, o yüzden şimdi olmasa bile belki başka zaman tutuşur bu alev.
türü sevmedim diye olumsuz inceleme yazacak değilim, oyun promising gözüküyor zaten ama... belki bir gün diyorum. bu da böyle bi' türe veda incelemesi olsun.